İştirak Nafakası ve İndirimi Talepli Davalar
- 9 Mar
- 4 dakikada okunur
Boşanan eşlerin ortak çocuğunun olduğu durumlarda gündeme gelen iştirak nafakası, velayeti almayan ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına mali katkısını düzenleyen bir yükümlülüktür. Çocuğun üstün yararını koruyan bu düzenleme ile çocuğun ihtiyaçlarının eksiksiz şekilde karşılanması güvence altına alınır iken ebeveynler arasında da adil bir paylaşım sağlanır. Ancak zaman içinde nafaka yükümlüsünün ekonomik durumu değişebilir ve ödeme gücü farklılaşabilir. Böyle bir durumda nafaka indirimi talepli dava açılması mümkün olup açılan bu davada mahkemece hem çocuğun ihtiyaçları hem de nafaka yükümlüsünün ödeme gücü dikkate alınarak bir denge kurulmaya çalışılır.

İştirak Nafakası Hukuki Dayanağı
İştirak nafakası, velayeti kendisinde olmayan ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali katkıda bulunmasını sağlayan nafaka türü olarak tanımlanabilir. İştirak nafakasına ilişkin düzenlemeler 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda yer almaktadır.
TMK m.182- Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.
(Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder.
Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
Nafaka Miktarının Belirlenmesi
İştirak nafakası miktarı belirlenirken çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık giderleri ve yaşam standartları dikkate alınır. Bunun yanında nafaka yükümlüsünün gelir durumu ve ekonomik gücü de göz önünde bulundurulur. İştirak nafakasında miktarın belirlenmesinde amaç, çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması ile ebeveynin ödeme gücü arasında makul bir denge kurmaktır.
TMK m. 330- Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.
Nafaka her ay peşin olarak ödenir.
Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
İştirak Nafakası ve İndirim Talebinin Hukuki Gerekçeleri
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 331. maddesi, nafaka miktarının “durumun değişmesi” halinde yeniden belirlenmesini mümkün kılar. Bu düzenleme, nafaka yükümlüsünün ekonomik koşullarında ciddi değişiklikler meydana geldiğinde nafakada indirim talebine imkan tanır. Örneğin iş kaybı, gelirde ciddi azalma, sağlık sorunları veya yeni aile yükümlülükleri gibi hallerde nafaka indirimi talep edilebilir.
TMK m.331- Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.
Nafaka yükümlüsü, ekonomik koşullarındaki değişiklik ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin, bu değişiklik kalıcı nitelikte ve belgelerle desteklenmiş olduğu sürece mahkemeye başvurarak nafakanın yeniden değerlendirilmesini talep edebilir.
Mahkeme, nafaka indirimi taleplerinde nafaka yükümlüsünün sunduğu belgeleri titizlikle inceler. Gelir belgeleri, SGK kayıtları, sağlık raporları ve diğer mali veriler değerlendirilir. Ancak çocuğun ihtiyaçlarının devam ettiği ve öncelikli olduğu unutulmaz. Bu nedenle indirim talepleri yalnızca nafaka yükümlüsünün ödeme gücündeki gerçek ve kalıcı değişiklikler mevcutsa kabul edilir. Geçici sıkıntılar veya olağan ekonomik dalgalanmalar indirim için yeterli görülmeyecektir.
Çocuğun Üstün Yararı İlkesi
Her nafaka davasında olduğu gibi nafakanın azaltılması talepli davalarda da temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Türk Medeni Kanunu 339. maddesi ile bu ilkeyi açıkça ortaya koyar.
TMK m.339- Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.
Mahkeme, nafaka indirimi talepli davada ebeveynin ekonomik sıkıntılarını dikkate alırken çocuğun eğitim, sağlık ve sosyal gelişim ihtiyaçlarının aksatılmamasına özen gösterir. İştirak nafakasında indirim, ancak çocuğun yaşam standartlarını ciddi şekilde düşürmeyecek ölçüde yapılabilir.
Anlaşmalı Boşanma ve İştirak Nafakası İndirimi
Anlaşmalı boşanma davalarında taraflar nafaka miktarını kendi iradeleriyle belirleyebilir. Ancak bu anlaşmaya rağmen sonradan nafaka yükümlüsünün ekonomik koşullarında ciddi değişiklikler oluşur veya çocuğun ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz hale gelinirse mahkemeye başvurularak nafaka miktarının yeniden değerlendirilmesi mümkündür.
Türk Medeni Kanunu 331. maddesi anlaşmalı boşanma ile belirlenmiş nafaka için de geçerlidir. Dolayısıyla anlaşmalı boşanma kararında yer alan iştirak nafakası, tarafların iradesiyle belirlenmiş olsa dahi koşulların değişmesi halinde indirim talep edilebilir. Burada da mahkeme, yine çocuğun üstün yararını gözeterek karar verir.
Ancak anlaşmalı boşanma ile belirlenen iştirak nafakasının sonradan azaltılması taleplerinde Yargıtay, hakkın kötüye kullanılmasının önüne geçmek adına daha hassas yaklaşmıştır. Taraflar boşanma sırasında özgür iradeleriyle bir miktar üzerinde uzlaşmışlarsa, bu miktarın keyfi şekilde düşürülmesi mümkün değildir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/9940 Esas, 2017/669 Karar, 26.01.2017 tarihli kararında;
"Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder.
Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.
Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir."
Yargıtay’a göre, anlaşmalı boşanma kararında yer alan nafakanın indirilmesi ancak nafaka yükümlüsünün anlaşmadan sonra ekonomik koşullarında çok ciddi ve kalıcı değişiklikler meydana gelmişse gündeme gelebilir. Gelirin olağan dalgalanmaları veya geçici sıkıntılar indirim için yeterli görülmez. Bu yaklaşım, hem çocuğun ihtiyaçlarının güvence altına alınmasını hem de anlaşmalı boşanma kurumunun ciddiyetinin korunmasını sağlar.
Sonuç
İştirak nafakası indirimi talepli davalar, boşanma sonrası ebeveynler arasındaki mali yükümlülüklerin yeniden dengelenmesine olanak tanıyan davalardır. Mahkemeler bu süreçte her zaman öncelikli olarak çocuğun üstün yararını esas almak sureti ile nafaka yükümlüsünün sonradan değişen ödeme gücünü dikkate alır ve nafaka miktarını buna göre değerlendirir.
Anlaşmalı boşanmalarda tarafların kendi iradeleriyle belirledikleri nafaka miktarı başlangıçta bağlayıcıdır; ancak nafaka yükümlüsünün ekonomik koşullarında sonradan ciddi ve kalıcı değişiklikler meydana geldi ise bu miktarın yeniden gözden geçirilmesi mümkündür. Ancak Yargıtay'ın benimsediği görüş ile hakkın kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi adına anlaşmalı boşanma sürecindeki ve sonrasında indirimin talep edildiği süreçteki ekonomik durum titizlikle değerlendirilir.
İştirak nafakası indirimi talepli davalar, nafaka yükümlüsünün keyfi gerekçelerine değil mutlaka somut ve ispatlanabilir ekonomik değişikliklere dayanmalıdır. Bu yaklaşım hem çocuğun haklarını güvence altına alır hem de ebeveynler arasında adil bir paylaşımı sağlar.


