İnançlı İşlem ve Muvazaalı İşlem Farkları
- 23 Nis
- 8 dakikada okunur
Tarafların asıl iradeleri ile dış dünyaya yansıttıkları hukuki işlemler uygulamada her zaman örtüşmeyebilir. Kimi zaman güven ilişkisine dayalı olarak yapılan ve hukuken geçerli sonuçlar doğuran işlemler söz konusu olurken, kimi zaman da üçüncü kişileri aldatma amacıyla gerçekleştirilen ve baştan itibaren geçersiz sayılan işlemler gündeme gelebilir. Bu noktada inançlı işlemler ile muvazaalı işlemler arasındaki ayrım, hem tarafların haklarının korunması hem de üçüncü kişilerin güvenliğinin sağlanması açısından büyük önem taşır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda sözleşme özgürlüğünü düzenleyen 26. madde, hükümsüzlük halleriyle ilgili 27. madde ve muvazaa hükmünü içeren 19. madde ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun dürüstlük kuralını öngören 2. maddesi; inançlı işlemler ile muvazaalı işlemler arasındaki ayrımın temel dayanaklarını oluşturmaktadır.

Kanuni Dayanak
TBK madde 26- Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.
TBK madde 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.
TBK madde 19- Bir sözleşmenin tarafları, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir görünüş yaratırlarsa, bu sözleşme hükümsüzdür.
Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.
TMK madde 2- Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
İnançlı İşlem Kavramı
İnançlı işlem, taraflar arasında meşru bir amaç için güven ilişkisine dayalı olarak bir mülkiyet veya alacak hakkının devrini içeren ve bu meşru amacın gerçekleşmesiyle devredilenin geri alınmasının planlandığı işlemdir. Örnek olarak; bankadan kredi almak isteyen birinin teminat gösterme gerekliliği sebebiyle güven ilişkisi olan birinden bir taşınmazın mülkiyetini belirli bir süre için devralması ve devraldığı taşınmazı amacın gerçekleşmesi sonrasında iade edeceğine dair inanç sözleşmesi düzenlenmesi gösterilebilir.
İnançlı işlemler Türk Borçlar Kanunu’nda doğrudan düzenlenmemiş olsa da sözleşme özgürlüğü ilkesi ve kanunun emredici hükümlerine uygunluğu çerçevesinde geçerli kabul edilmektedir. İnançlı işlemlerde; taraflar arasında güven ilişkisi, belirli bir meşru amaca ulaşma isteği ve belirlenen şart veya zamanda işlem konusu devredilenin iade edileceğinin taahhüdü söz konusudur.
Muvazaalı İşlem Kavramı
Muvazaalı işlem ise üçüncü kişileri aldatma amacı ile tarafların gerçek iradelerine uymayan bir görünür işlem yaratmalarıdır. Örneğin; bir miras bırakanın diğer mirasçılarından mal kaçırma kastı ile taşınmazlarını tek bir mirasçısına satış yolu ile devir göstermesi ya da bir borçlunun alacaklılarından mal kaçırma kastı ile taşınmazını görünüşte bir başkasına satış yolu ile devri muvazaalı işlemdir.
TBK madde 19 uyarınca muvazaalı işlemler açıkça hükümsüz sayılmaktadır. Burada üçüncü kişileri aldatma amacı ve tarafların gerçek iradeleri ile görünürdeki hukuki işlem arasında kasıtlı bir farklılık vardır.
İnançlı ve Muvazaalı İşlemler Arasındaki Benzerlik ve Farklılıklar
*İnançlı işlemler ile muvazaalı işlemler arasındaki ortak nokta, her iki işlem türünde de dış dünyaya karşı farklı bir görünüş yaratılmasıdır diyebiliriz. Tarafların gerçek iradeleri ile dışa yansıttıkları irade arasında bir ayrım söz konusudur. Örneğin; bir taşınmaz devrinde tapu sicilinde devralan kişi malik olarak görünür. Bu görünüş, hem inançlı işlemde hem de muvazaalı işlemde dış dünyaya yansıyan hukuki durumdur. Her iki işlemde de şekil şartları yerine getirilmiş olması sebebi ile üçüncü kişiler bakımından işlem geçerliymiş gibi görünür. Ancak bu görünüşün hukuki sonuçları farklıdır;
- İnançlı işlemde tarafların gerçek iradesi ile görünen işlem arasında uyum vardır. Güven ilişkisi bulunan taraflar, hukuken geçerli bir amaca ulaşmak üzere gerekli şartlar oluştuğunda yada belirli bir zaman dolduğunda devredileni iade yükümlülüğü altında olduklarını kabul ederek bir işlem yapmaktadır. Bu nedenle TBK madde 26 kapsamında sözleşme özgürlüğü gereği hukuken geçerlidir.
- Muvazaalı işlemde ise tarafların amacı üçüncü kişileri aldatmaktır. Görünen hukuki işlem, tarafların gerçekteki iradesine aykırıdır. Bu nedenle TBK madde 19 hükmü gereği muvazaalı işlemler kesin hükümsüzdür.
Kısaca belirttiğimiz üzere; görünen işlem ile asıl irade arasındaki farklılık, tapu veya resmi kayıtlarda devralanın malik olarak tescili ve şekil şartlarının yerine getirilmiş olması her iki işlem açısından benzerlik teşkil eder. Ancak inançlı işlemde bu görünüş tarafların gerçek iradesiyle uyumlu ve hukuken geçerli iken; muvazaalı işlemde bu görünüş aldatma kastı nedeniyle hukuken geçersizdir.
**İnançlı işlemler, güven ilişkisine dayanan tarafların hukuken geçerli bir amaca ulaşmak için yaptıkları ve sözleşme özgürlüğü kapsamında geçerli kabul edilen işlemlerdir. TBK madde 26 açıkça “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” diyerek sözleşme özgürlüğünü tanımıştır. Ayrıca TBK madde 27 açıkça “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.” hükmünü içerir. Bu nedenle, taraflar arasında güven ilişkisine dayalı olarak yapılan inançlı işlemler, kanunun emredici hükümlerine aykırı olmadıkça geçerlidir.
Muvazaalı işlemler ise farklıdır. Burada tarafların asıl amacı üçüncü kişileri aldatmaktır. TBK madde 19 bu durumu açıkça “Bir sözleşmenin tarafları, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir görünüş yaratırlarsa, bu sözleşme hükümsüzdür.” şeklinde düzenlemiştir. Bu madde gereği, muvazaalı işlemler kesin hükümsüzdür. Yani taraflar arasında görünüşte bir sözleşme yapılmış olsa da, bu sözleşme baştan itibaren geçersizdir ve hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.
Dolayısıyla muvazaalı işlemler ve inançlı işlemler arasındaki fark uygulamada çok kritik öneme sahiptir. İnançlı işlemler taraflar arasında güven ilişkisini koruyan ve hukuken geçerli sonuçlar doğuran işlemler iken; muvazaalı işlemler kamu düzenine aykırı oldukları için hiçbir şekilde geçerlilik kazanmaz.
İnançlı ve Muvazaalı İşlemler Ayrımına İlişkin Yargıtay Görüşü
*Türk hukukunda inançlı işlemler hakkında 1947 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı yön gösterici olmuş iken muvazaalı işlemlerden özellikle muris muvazaalı işlemler hakkında ise 1974 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı yön gösterici olmuştur. Yargıtay, inançlı işlemler ile muvazaalı işlemler arasındaki ayrımı güncel tarihli kararlarında net biçimde ortaya koymaktadır.
İnançlı işlemler bakımından Yargıtay, tarafların güven ilişkisine dayalı olarak yaptıkları bu işlemleri sözleşme özgürlüğü kapsamında geçerli kabul etmektedir. Ancak ispat bakımından önemle vurgulanan nokta, inançlı işlemlerin yazılı delille ispatlanması gerektiğidir. Yargıtay kararlarında, inançlı işlemlerin varlığının ispatı açısından yazılı delil gerektiği, delil başlangıcı niteliğini haiz yazılı belgelerin de ispat açısından kabul edilebilir olduğu ve tanıkla desteklenebileceği görüşü hakimdir.
Muvazaalı işlemler bakımından ise Yargıtay, tarafların üçüncü kişileri aldatma kastı ile hareket ederek gerçek iradelerine aykırı bir görünür işlem yapmalarını TBK madde 19 hükmüne dayanarak kesin hükümsüz saymaktadır. Muvazaa ile yapılan sözleşmelerin baştan itibaren geçersiz olduğu, tarafların bu sözleşmeye dayanarak herhangi bir hak talep edemeyeceği ve üçüncü kişilerin korunmasının öncelikli olduğu vurgulanmaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/4052 Esas 2023/2387 Karar sayılı, 24.04.2023 tarihli kararında inançlı işlemler ve muvazaalı işlemler arasındaki farklılıklar detaylı şekilde aynen şöyle belirtilmiştir;
"İnançlı işlem, inananın (itimat edenin) bir hakkını belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmeler olarak tanımlanabilir (Özkaya Eraslan, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2004,s. 25).
Yargısal kararlarda ise inançlı sözleşme, inanılan tarafın elde ettiği hakkı, taraflarca güdülen amaç sona erdikten veya belirli bir süre geçtikten sonra inanana veya üçüncü kişiye devretme taahhüdünü içeren bir anlaşma olarak tarif edilmiştir (HGK, 13.5.1992 tarih, 1992/14-249 E, 1992/323 K).
İnançlı sözleşme ile inanan (itimat eden) bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana (mutemede) devretmekte, borçlandırıcı bir sözleşme ile de inanılan kişinin hak ve yetkilerini sınırlandırmaktır. İnanılan hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca tekrar hakkı inanana iade etmeyi yükümlenmektedir.
İnançlı işlemleri doğrudan doğruya düzenleyen kanun hükümleri yoktur. İnançlı işlemler, kişinin kendisini gizlemek amacıyla yapılabileceği gibi teminat amacıyla veya alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla da yapılabilecek işlemlerdir.
İnançlı işlem, inanç sözleşmesi ve hakkın devri işlemi (kazandırıcı işlem olarak) olmak üzere iki temel unsurdan oluşmaktadır.
İnanç sözleşmesi, inançlı işlemin hukuki sebebini, inanılanın salahiyet sınırlarını ve kapsamını, inançlı işlemin sona erme nedenlerini, inançlı işlemin sonra ermesinden sonra inanç konusu şeyin inanana devredilme biçimi ve koşullarını belirler. Bir başka deyişle bu sözleşme inanç konusu şeyin yeniden inanılana devir edilmesinin temelini oluşturur. İnanç sözleşmesinin geçerliliği kural olarak, herhangi bir biçim koşuluna bağlı değildir. İnanç sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) genel hükümlerine bağlıdır.
Diğer bir unsur ise kazandırıcı işlem (yani hakkın devri) işlemidir.
Kazandırıcı işlem ile inançlı işlem konusu şey doğrudan inanan veya üçüncü bir kişi tarafından inanılana devredilir. Bu suretle, inanılanın mal varlığı zenginleşirken inananın mal varlığında aynı oranda azalma meydan gelmektedir.
İnançlı işlemde kazandırıcı işlemin şekli genel hükümlere tabidir. Bir başka anlatımla inanç konusunun devri, hakların devrine ilişkin kurallara göre yapılır.
Kural olarak devir edilebilir nitelikteki tüm haklar inançlı işleme konu olabilir. Bu itibarla kişiye sıkı sıkıya bağlı olan kişisel haklar ile aile miras hukukundan doğan hakların inançlı işlem ile devredilmesine olanak yoktur.
İnançlı işlem, aynı zamanda bir kazandırıcı işlem olduğundan öteki kazandırıcı işlemlerin tüm hüküm ve sonuçlarını doğurur. İnanç konusu mülkiyet veya hak inananın mülkiyetinden çıkar, inanılanın mal varlığına girer. İnanılan, bir malikin ve hak sahibinin yapabileceği tasarrufları yapma yetkisini kazanır.
İnanılan, inanç sözleşmesi ile inanç konusunu iyi bir şekilde muhafaza ve idare etmek, beklenen koşullar oluştuktan sonra da inanana iade etmek borcu altına girmiştir. Ayrıca inanana karşı ileri sürebileceği bazı haklar elde etmiştir. İnanılan, inanç konusunu özenle muhafaza ve kullanma yükümlülüğü altındadır. İnançlı kazandırma ile inanılan inanç konusu hakkın sahibi veya o şeyin maliki olmuştur. Bu nedenle hak sahibinin veya malikinin tüm yetkilerini kullanabilecek durumdadır.
İnançlı işlemler ile yapılan temlikler geçerli olup mülkiyet hakkı karşı tarafa geçmektedir. Bu itibarla inançlı işlem nedeniyle açılan davalarda davacı yolsuz tescile, başka bir anlatımla ayni hakka değil inanç sözleşmesinden kaynaklanan kişisel hakka dayanmaktadır. O halde davanın konusu taşınmaz olsa dahi bu dava ayni hakkı koruyan bir dava sayılmaz. Davada, inanç sözleşmesindeki kişisel hakka dayanıldığından, inançlı işleme dayanan davaların da zamanaşımına tabi olması gerekir.
İnançlı işlemler gibi, bu işlemlerin hangi zamanaşımına tabi tutulacakları da Kanunumuzda düzenlenmemiştir. Gerek bilimsel alanda gerekse uygulamada, inanç konusunun iadesine, inanç konusu üçüncü kişiye devredilmiş, inanılan elinden çıkmışsa tazminat talebine ilişkin dava hakkının 6098 sayılı Kanunu'nun 146 ncı maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu ortaklaşa kabul edilmektedir.
Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihte, başka bir anlatımla inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte işlemeye başlar. İade tarihi henüz gelmemiş inanılan, inanç konusunu elinde tutmakta haklı ise zamanaşımının başlamasına imkan yoktur.
Muvazaa ise: hukukumuzda öteden beri gerek öğreti ve gerekse uygulama alanında üzerinde çok durulan ve tartışılan bir konu olmasına karşın, pozitif hukukumuzda sadece 6098 sayılı Kanun'nun 19 uncu maddesinde yer almış olup kısaca; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve fakat gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmeyen, bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır.
Muvazaada taraflar bilerek, iradelerine uymayan, sadece görünüşte bir sözleşme yapmakta bu sözleşme ile gerçek irade ve amaçlarını gizlemektedirler. Muvazaa anlaşması ile de görünüşteki bu sözleşmenin hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacağını kararlaştırmakta veya görünüşteki sözleşmenin vasfını, taraflarını veya bir unsurunu değiştirmektedirler.
Tarafların görünüşteki sözleşmenin hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacağını kararlaştırıp ikinci (gizli) bir sözleşme yapmamaları haline mutlak (adi) muvazaa; ikinci (gizli) bir sözleşme yapıp görünüşteki sözleşme ile bu sözleşmeyi gizlemeleri haline ise nispi (mevsuf, vasıflı) muvazaa denilmektedir.
İki kurum arasındaki temel birkaç farklılığın da ifade edilmesinde fayda bulunmaktadır:
Muvazaalı sözleşmelerde (mutlak muvazaa), taraflar muvazaa konusu şeyi devretmeyi hiç arzu etmedikleri halde inançlı sözleşmelerde devir gerçekten taraflarca istenmiştir.
Muvazaa tek taraflı veya iki taraflı sözleşmelerde mümkün olduğu gibi, hem borçlandırıcı hem de tasarrufi işlemlerde yapılabilir. Oysa inanç sözleşmesi hakkın kullanılması ile ilgili olduğundan ancak tasarrufi işlemlerde söz konusu olur.
İnanç sözleşmesi; inanılanın yükümlülüklerini, inanç konusunun kullanılma ve tekrar iade koşullarını, düzenler. Buna karşın muvazaa sözleşmesi ise yapılan işlemin tamamen veya kısmen sonuçlarını ortadan kaldırır."
Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler
İnançlı İşlem:
İnançlı işlemler, tarafların güven ilişkisine dayalı olarak hukuken geçerli bir amaca hizmet eder. TBK madde 26 sözleşme özgürlüğünü tanıdığı için, taraflar kanunun sınırları dahilinde inançlı işlem yapabilirler. Ancak uygulamada en büyük risk, güven ilişkisinin sonradan bozulması ve inançlı işlemin varlığının ispatıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, inançlı işlemler yazılı delille ispatlanabilir; bu nedenle yazılı bir inanç sözleşmesi düzenlenmesi büyük önem taşır. Ayrıca TBK madde 27 gereğince eğer inançlı işlem kamu düzenine, ahlaka veya emredici hükümlere aykırı bir amaç güderse kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olacağı unutulmamalıdır.
*İnançlı işlem yapılacaksa, mutlaka yazılı bir inanç sözleşmesi düzenlenmeli ve tarafların iradeleri açıkça ortaya konmalıdır. Güven ilişkisine dayanan tarafların imzalayacakları inanç sözleşmeleri, belirlenen meşru amacın gerçekleştiği veya belirlenen sürenin dolduğu gibi hallerde devredilenin inanılan tarafından inanana iade yükümlülüğü olduğu belirtilerek hukuka uygun şekilde hazırlanmalıdır. İnançlı işlemin amacının hukuka uygun olması gerektiği; kamu düzenine, ahlaka veya emredici hükümlere aykırı olmaması gerektiği unutulmamalıdır.
Muvazaalı İşlem:
Muvazaalı işlemler, TBK madde 19 gereği baştan itibaren kesin hükümsüzdür. Taraflar üçüncü kişileri aldatma amacıyla gerçek iradelerine aykırı bir görünüş yaratırlar ve bu nedenle sözleşme hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Yargıtay uygulamasında özellikle mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılan muvazaalı devirler kamu düzenine aykırı görülmekte ve geçersiz sayılmaktadır.
*Muvazaalı işlemlerden kaçınılmalı; üçüncü kişileri aldatma kastı taşıyan sözleşmelerin hiçbir şekilde hukuki sonuç doğurmayacağı unutulmamalıdır. Taraflar, işlem tasarlarken dürüstlük kuralına uygun hareket etmeli ve muvazaa halinde ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda hukuk düzeni tarafından korunmayacaklarını bilmeliler.




